Instagram’a Zoom Özelliği Geldi!

Instagram resmi olarak anons etti: Artık Instagram’da hem fotoğraflara hem de videolara zoom yapabileceğiz! Şimdilik yalnızca iOS uygulamalarında geçerli olan zoom özelliği önümüzdeki haftalarda Android’e de gelecekmiş. Yalnız Instagram iOS güncellemesinin tüm kullanıcılar için geçerli olduğunu duyurmuş olsa da, Instagram ugulamasını güncelleyen bazı iOS kullanıcıları hala bu özelliği kullanamadıklarını söylüyor. Yani uygulamanızı güncellediğinizde zoom özelliğini hemen göremezseniz şaşırmayın. Yeni özelliği şimdilik sınırlı sayıda iOS kullanıcısı görüyor olabilir ve muhtemelen aşama aşama tüm kullanıcılara yayılacaktır.

zoom

Artık eski sevgiliyi Instagram’dan stalk’larken zoom yapıp detaylara hakim olmak mümkün :P

Yakında hepimiz bunu yapabiliyor olacağız. Var mı içinizde uygulamasını güncelleyip özelliği kullanabilen? Ben Android kullanıcısı olduğumdan beklemedeyim :)

 

 

Reklamlar

1770’lerden Kalma Android Bebekler Hala Çalışır Durumda!

Bu 18.yy Bebekleri, Modern Bilgisayarların Bilinen En Eski Örnekleri Sayılıyor Yaklaşık 240 yaşında oldukları tahmin edilen androidlerle tanışın! Bu başyapıtlar, İsviçreli saat ustası Pierre Jaquet-Droz tarafından 1770’lerde yapılmış. Pierre’in amacı, hem saatlerinin reklamını yapmak hem de o zamanın soylularını neşelendirmekmiş.

Çizer / The Draughtsman

Çizer; XV. Louis’yi, bir kraliyet çiftini, bir köpek resmini ve kelebekler tarafından çekilen bir at arabasını süren Aşk Tanrısı’nı çizebilebiliyor. KizlarSoruyor’da rastladığım bu makalenin devamında “müzisyen” ve “yazar” bebekler de anlatılıyor. 

Verimliliği yükseltmek için 8 öneri [INFOCOMIC]

“Bildirimler çağı”nda hepimiz, verimliliğimizi yükseltmenin yollarını arıyoruz.Aşağıdakiler, 8. maddede de vurgulandığı gibi yalnızca birer öneri. Kendi alışkanlıklarınıza ve çalışma stilinize göre kendiniz için en iyi çözümleri, yine kendiniz keşfedebilirsiniz. Aşağıdakiler en azından, kendi yöntemlerinizi geliştrmeniz için size fikir verebilir.

verimliliğinizi-nasıl-yükseltebilirsiniz-türkçe-infografik4. ve 5. madde: successsculptingshow.com

Kendi çizimim olan bu infocomic, 16.05.2013 tarihinde PC Labs’de yayınlanmıştır.

http://www.pclabs.com.tr/2013/05/16/verimliligi-yukseltmek-icin-8-oneri-infocomic/

Hem enstrüman hem de mikser işlevine sahip sünger gibi bir klavye

Yumuşak dokulu bu elektronik piyano, hem bir enstrüman hem de mikser olarak çalışıyor

elektronik-klavye

Teknoloji startup’ı ROLI, elektronik müzik yaratımında devrim yaratacak Seaboard GRAND adını verdiği ürününü bu ay duyurdu.

Enstrümanın görünümü bir klavye gibi ve standart bir piyano ile dijital kontrol sistemini bir arada bulunduruyor.

Seaboard GRAND, sünger benzeri bir materyaleden yapılmış, yumuşak dokulu tuşlara sahip. Şirketin belirttiğine göre bu yeni enstrümanla, akustik ile dijital müzik arasındaki boşluk üzerinde bir köprü kurmak hedeflenmiş. Cihaz, müzisyenin parmaklarını yerleştirdiği noktaya bağlı olarak farklı perdeden, farklı ses ve tınılar üretiyor.

Seaboard GRAND, geçtiğimiz hafta gerçekleşen SXSW 2013’te (The South by Southwest Conferences & Festivals adlı son teknoloji ile bağımsız müzik ve film yapımcılarını bir araya getiren etkinlik) duyurulmuş ve cihazın için ilk sparişler Nisan ayında alınmaya başlayacak. ROLI yetkilileri, yalnızca 88 adet Seaboards üretileceğini belirtiyor. Her bir enstrüman Doğu Londra stüdyosunda, özel olarak elle monte edilecek ve her biri A0 ile C8 arasında özel bir notla işaretlenecek.

Aşağıdaki videoda nasıl çalıştığını görebilirsiniz.

Bu yazım, 24.03.2013 tarihinde PC Labs’de yayınlanmıştır.

http://www.pclabs.com.tr/2013/03/24/hem-enstruman-hem-de-mikser-islevine-sahip-sunger-gibi-bir-klavye

Teknolojinin kirli ve tehlikeli yüzü

Piyasadaki rekabet, maliyet ve kar hesapları teknolojiyi nasıl daha tehlikeli hale getiriyor?


Bu makaleyi dizüstü bilgisayarımda yazdım. Siz de dizüstü, masaüstü ya da tablet bilgisayarınızdan, belki de akıllı telefonunuzdan okuyorsunuz. Cihazının içinde ne olduğu sorusuna ise muhtemelen; hard disk, RAM ya da işlemci gibi yanıtlar vereceksiniz. Büyük olasılıkla çok azınız; arsenik, kurşun ya da civadan söz edecektir. Oysa cihazlarımız, çevreye ve sağlığa zararlı bu element ve element bileşimleri ile inşa edilmiştir.

Dolayısıyla teknoloji aşıkları olarak hepimizi ikilemde bırakacak ciddi bir sorunla uzun zamandır karşı karşıyayız. En hızlı ve hafif laptop, en yüksek performanslı akıllı telefon, en büyük HDTV ve en profesyonel ses sistemi bizim olmalı. Ancak bunların içindeki toksinleri de istiyor muyuz?

Akıllı telefonlarımızın, bilgisayarlarımızın ve HDTV’lerimizin bedeli, etiketteki fiyattan çok daha yüksek. İçerdikleri elementlerin madenden çıkarılması, cihazın üretilmesi ve yok edilmesi süreçlerinde hava ve su ciddi boyutlarda kirleniyor. Böylece zehrin bir bölümü bize geri dönüyor.

 

Kullanırken de zehirleniyoruz

Kurbanların yalnızca cihazı üreten ya da yok eden işçiler olduğunu zannediyorsanız yanılıyorsunuz. Bazı zehirli bileşimler, cihazı kullanırken ya da cihaz bir hasara uğradığında dışarıya süzülüyor. Örneğin kırık bir monitör ya da LCD HDTV, kullanıcıyı civa sızıntısına maruz bırakabilir.

En büyük tehlikeler, ürünün yaşam döngüsündeki şu 3 noktada meydana geliyor:

1-Madenden çıkarma: Madencilik zaten yeryüzüne zarar veren, havayı ve suyu zehirleyen bir süreçtir. Çevreye ciddi zararlar vermeden mineralleri yerden sökme imkanı yoktur. Olsaydı bile pahalıya patlayacağından şirketler tercih etmeyecektir.

2-Üretim: Bizler yalnızca cihazı alıp kullanırken, yüksek ısı nedeniyle havaya karışan zehirlerle mücadele etmek zorunda olan insanlar var. Teknoloji fabrikası işçileri arasında kansere ve diğer ölümcül hastalıklara yakalananların oranı oldukça yüksek.

3-Ömrünü tamamlama: Telefonunuzu çöp kutusuna atmak yerine geri dönüşüm için üreticiye geri vermiş olsanız bile zararın tam olarak önüne geçemiyorsunuz. Telefon sökülüp, sağlam parçaları alındıktan sonra, kalan zehirli parçalar korumasız bir çöp yığınına atılıyor.

Avrupa Birliği bu maddelerin pek çoğunu kullanmayı yasakladı ve sıkı denetimler uygulamaya başladı. Elektronik endüstrisinde geri dönüşüm ve yeşil tasarımı destekleyen çalışmalar yapan Electronics TakeBack Coalition’dan Barbara Kyle, yasaklanan maddeleri kullanmayı bırakan şirketlerin, bunların yerine ne kullandığının tam olarak bilinmediğine, zaten yenilerinin eskilerine oranla daha iyi olmadığına işaret ediyor.

Peki ama biz kullanıcı olarak ne yapabiliriz?

1-Öncelikle yeni bir cihaz alırken bütçenizden daha fazlasını hesaba katın. Örneğin kendinize, elinizdeki telefonla daha uzun süre idare edip edemeyeceğinizi sorun. Her iki yılda bir telefon almak yerine üç yılda bir satın alırsanız, atık oranını azaltmaya ciddi bir katkı sağlarsınız. Elbette telefonunuzun durumuna göre 3 yılı da aşmanız harika olur.

2-Yeni bir telefon almak yerine önce telefonunuzdaki küçük arızaları www.ifixit.com benzeri platformlar ve forumlar aracılığıyla kendiniz gidermeyi deneyin. Bunun yerine size en yakın teknik servise de başvurabilirsiniz.

3-Hangi telefonu satın alacağınızla ilgili araştırma yaparken, üreticinin çevreye karşı tutumunu da kontrol edin. Örneğin HealthyStuff.org ve EPEAT Registry Search’te ürünlerin toksik seviyelerini ve Guide to Greener Electronics’te (Greenpeace) şirketlerin genel çevresel duyarlılık seviyelerini listelenmiş olarak bulabilirsiniz.

 

Bu arada Greenpeace’in en güncel listesine göre 2012’de; Hintli enerji danışmanlık şirketi Wipro “en yeşil teknoloji şirketi” olarak bir numaradaki yerini alırken, onu HP, Nokia, Acer ve DELL takip etmiş. Listenin diğer ucundaki en duyarsız markalar ise; RIM, Toshiba ve Sharp olmuş.

Şirketlerin “onarımı zor cihaz üretme” eğilimine dikkat!

Artık, cihazlarımızı onarmak yerine yenisini alır olduk. Gittikçe büyüyen bir “elektronik israf kültürü” ile karşı karşıyayız. Bunda üreticilerin de payı büyük. Kısa zamanda yeni bir ürün almamız şirketler için karlı olabilir. Peki ya bizim bütçemiz? Peki ya gezegen?

Electronics TakeBack Coalition’dan Barbara Kyle’a göre şirketlerin, daha çok satış için izlediği şu taktikler de durumu kötüleştiriyor:

1-Daha küçük ve daha ince olsun derken cihazlar, yenilenmesi zor parçalarla üretilmeye başlandı.

Örneğin, artık pek çok akıllı telefondaki dokunmatik ekran ve ultra ince dizüstü bilgisayarların bataryası yapıştırılarak cihazın içinde sabitleniyor. Oysa şimdiye kadar, tüketicinin bir akıllı telefonda en çok değişim yaptırdığı parçalar bunlardı!

Apple, Retina MacBook Pro’nun boyutlarını küçük tutabilmek için lityum polimer bataryayı aliminyum kasaya direkt olarak yapıştırmış. Bu tasarım, onarımı imkansız hale getirirken, batarya değişiminin de diğer MacBook’lara oranla %54 daha pahalı olmasına neden oluyor. Sahiplerinin psikolojisini siz düşünün.

2-Ürünlerin garanti süresinin kısa oluşu da tüketiciyi, cihazını onarmak yerine çöpe atmaya itiyor.

Özetle bize düşen, bilinçli tüketici olmayı içselleştirebilmek.

Siz ne dersiniz? Sizce teknoloji şirketlerinin, sağlığımız ve çevre konusunda daha duyarlı olmasını sağlamak için bir şansımız var mı? Yoksa, “bu konuda karamsarım ve hiçbir şey yapmayacağım” mı diyorsunuz?

Bu yazım, 25.01.2013 tarihinde PC Labs’de yayınlanmıştır.

http://www.pclabs.com.tr/2013/01/25/teknolojinin-kirli-ve-tehlikeli-yuzu/

GPS’ten çok daha güçlü yeni bir konumlandırma teknolojisi geliyor

GPS’ten 1 milyon kat daha güçlü radyo sinyalleri yansıtabilen Locata, ABD ordusu tarafından da test edilecek.

GPS-yerine-Locata1

GPS’i hepimiz kanıksadık. Ancak her zaman mükemmel olmadığı da bir gerçek. Peki ya gökyüzündeki bu askeri uydulardan daha iyisini yapabilecek bir teknoloji varsa? Açıkçası, bir araştırma ekibi, uzun zamandır böyle bir teknoloji üzerinde çalışıyordu ve bu çalışmanın sonunda yeni bir konumlandırma sistemi olan Locata ortaya çıktı.

Locata uydular yerine, yeryüzündeki ekipmanlarla çalışıyor. Bu ekipmanlar yeryüzündeki bir bölgeye, GPS’ten bir milyon kat daha güçlü radyo sinyalleri yansıtabiliyor. Sistem, dış mekanların yanı sıra iç mekanlarda da çalışıyor. Araştırma ekibinin iddiasına göre alıcılar, sıradan bir cep telefonunun içine girebilecek kadar küçültülebiliyor. GPS teknolojisinin mucidi olan ABD ordusu dahi, Locata ile geniş çaplı bir test sürecine başlamak üzere geçtiğimiz ay sözleşme imzaladı.

GPS’in özellikle iç mekanlarda ve büyük şehirlerde sorun çıkardığı, beton yapılar yüzünden sinyallerin kesintiye uğradığı belirtiliyor.

Yine de Locata’nın yeni doğmuş bir teknoloji olarak biraz zamana ihtiyacı var. GPS yerine kullanılabilir ya da GPS ile birlikte çalışan ve her iki teknolojinin de avantajlarını bir araya getiren hibrit bir sistem ortaya çıkmasını sağlayabilir. Bekleyip göreceğiz.


Bu yazım, 04.01.2013 tarihinde PC Labs’de yayınlanmıştır.

http://www.pclabs.com.tr/2013/01/04/gpsten-cok-daha-guclu-yeni-bir-konumlandirma-teknolojisi-geliyor/

 

Gömülü 3D sensörler sayesinde elektronik cihazları jestlerle yöneteceğiz

Azınlık Raporu adlı filmi anımsıyor musunuz? İşte Capri, elektronik cihazları kullanım biçimimizi o yönde değiştirecek.

PrimeSense

Bu yıl düzenlenen CES’e (Tüketici Elektroniği Fuarı) sensörler, adeta damgasını vurdu. Giyilebilir ve gömülebilir sensör teknolojisi, yaşamımızın her alanına girecek ve içlerinde en çok da PrimeSense’in ürettiği “dünyanın en küçük 3 boyutlu sensörü” olan Capri’nin illgi odağı olduğunu göreceğiz.

Capri, gerçekten de 3 boyutlu algılama yeteneğine dayalı ürün ve hizmetler alanında yeni bir çığır açabilecek nitelikte. Bunun temel nedeni de kullanıcının, bu küçük boyutlu sensörü neredeyse her yere beraberinde götürebilecek olması.

Nasıl çalışıyor?

PrimeSense’in 3D teknolojisi, sensörün bulunduğu ortamı komplike bir “kızılötesi ışın örgüsü” olarak yeniden tanımlamasıyla başlıyor. Böylece ikinci bir sensörün okuyabileceği bir klavuz harita oluşuyor. Sistem algoritması, bir ortamdaki objelerin yanı sıra insanların da dahil olduğu canlı ve full 3D bir harita çıkarıyor.

Microsoft’un 3D sensör teknolojisi olan Kinect’ten fonksiyonel açıdan hiçbir eksiği olmayan Capri; hem Kinect sensörlerinden 10 kat daha küçük, hem de SoC adı verilen yeni bir sistem çipi ile donatılmış. Ayrıca PrimeSense’in iddiasına göre, Kinect’ten daha güçlü bir algoritmaya sahip.

Capri, elektronik cihaz üreticileri için Microsoft’un Kinect sensörlerine göre çok daha hesaplı fiyatlarla sunuluyor. Böylece üreticiler, yaşamımızın içine girecek yeni cihazlara bu teknolojiyi entegre etmekte zorlanmayacak.

PrimeSense’in aşağıdaki videosu, 3D sensör teknolojisini bir aşk hikayesi eşliğinde, hem bilgilendirici hem de zekice bir yolla aktarmış. Capri 3D sensörün film boyunca görünmez oluşu, boyutunun küçüklüğünü ortaya koyuyor.

2012 yılı içinde; “Şeylerin İnterneti” (Internet of Things) ile ses, vücut dili ve jestler üzerine kurulu “Doğal Arayüzler” ( Natural Interfaces) kavramlarının teknoloji dünyasında sıkça altı çizildi ve tüm bunların bir teknoloji olarak büyük oranda hayata geçirildiğinin sinyalleri verildi. İşte “gömülü 3D sensör teknolojisi” bu yeni düzene doğru atılmış somut adımlardan biri.

PrimeSense-2

Siz ne düşünüyorsunuz? Elektronik cihazları, jestlerinizle yönetmeye hazır mısınız? Yoksa bu teknoloji, sizce geç bile kalmış (ne de olsa Azınlık Raporu adlı filmden beri böyle bir şey zihnimize kazınmıştı) ve hemen adapte olabileceğiniz türde bir şey mi?

Bu yazım, 04.01.2013 tarihinde PC Labs’de yayınlanmıştır.

http://www.pclabs.com.tr/2013/01/04/gomulu-3d-sensorler-sayesinde-elektronik-cihazlari-jestlerle-yonetecegiz/