Yaratıcılığını Kullanan Kurtarma Ekibi, Engelli Bir Kuşu Hayata Döndürdü!

Biraz karton, biraz bant kullandılar; el becerilerini de konuşturarak ona özel bir tasarım yaptılar.

Engeli nedeniyle yürümekte, tünemekte ve cisimleri ayaklarıyla kavramakta zorluk yaşayan bu alaycı kuşun ayaklarına ne olduğu tam olarak bilinmiyor ancak onu kurtaran Kaliforniya Vahşi Yaşam Merkezi ekibi, bu durumun genç kuşlar arasında oldukça yaygın olduğunun altını çiziyor.

Yazın kar ayakkabıları giyen minik can!

Kurtarma ekibinin bulduğu yaratıcı çözüm, engelli kuş için bir çift minik kar ayakkabısı tasarlamak olmuş. Bu tasarım, kuşun ayaklarının iyileşebileceği doğal pozisyonuna geri dönmesini sağlamış. Ayakkabıları giymeden önce sürekli ters dönmüş parmaklarının üzerine basmak zorunda kalması ayaklarındaki hasarın artmasına neden oluyormuş.

Ayakların normale dönmesi ortalama 1-2 hafta sürüyor. Kurtarıcıları bu fotoğraftaki kuşun tamamen iyileşip vahşi yaşama geri dönmesine çok az kaldığını söylüyor.

Alaycı kuşun ne gibi yetenekleri var?

Alaycı kuş (mockingbird), ilk bakışta serçeyi andırıyor. Ancak onun taklit yeteneğinin olduğunu da eklemek gerek. Kendi türü de dahil olmak üzere yirmi ve daha fazla kuş türünün seslerini yüksek sesle arka arkaya tekrar edebiliyor. ABD’nin kuzey bölgelerinden Meksika’ya kadar uzanan çok geniş bir coğrafyada alaycı kuşlara rastlanabiliyor. (Wikipedia)

alayci-kus-1

alayci-kus-2

Reklamlar

Kurban Bayramı Yaklaşırken Kendim de Dahil Herkese Sorduğum 10 Soru

Kurban Bayramı vesilesiyle hayvanlara yönelik vahşet konusu gündeme gelmişken, hem Kurban Bayramı’na hem de hayvanlara verdiğimiz başka devasa zararlara dikkat çekmek istedim.

Kurban Bayramı’nda neden komşum bana ve diğer komşulara et dağıtıyor?

Sayın komşum, görüyorsun ki senin kapı komşun olarak seninle hemen hemen aynı şartlarda yaşıyorum, temel ihtiyaçlarımı iyi kötü karşılayabilen biriyim. Bir zahmet o eti ihtiyacı olan kişilere sessizce teslim et. Hatta lösemili çocukların taze et ve et ürünleriyle beslenebilmeleri için sessizce LÖSEV’e bağış yapabilirsin.

losev-kurban-2016

Sorun insanın et tüketmesi değil de “endüstriyel et tüketmesi” olabilir mi?

Doğadaki etobur hayvanları ve hatta etobur bitkileri düşünelim. Doğanın bir parçası olarak insanın et tüketmesi de olağan karşılanması gereken bir durum değil midir? Bütün terslikler doğadan ve kendi doğamızdan uzaklaştığımız için başımıza gelmedi mi zaten…

Endüstriyel et piyasasını çökertmek için tüketici olarak elimizden gelen tek şey bu eti tüketmeyi bırakmak değil midir? Peki ama nasıl?

Et tüketiyorum, bu nedenle vejetaryenlerin ve veganların bana saygı duyacağını zannetmiyorum ama et endüstrisini düşündükçe ben vejetaryenlerin ve veganların önünde saygıyla eğiliyorum!

Et tüketmeye karşı değilim fakat et endüstrisinden ben de nefret ediyorum. Endüstri demek, ihtiyaca göre et sağlamak demek değildir; bu aç gözlülük üzerine kurulu canavarca bir sistemdir. Hayvanların berbat şartlarda yaşadığı; kısacık yaşamları boyunca tamamen fiziksel ve psikolojik işkence gördüğü bir sistem. Amaç ihtiyacı karşılamak değil, ihtiyaç fazlası stok yapmak ve bu stoklanmış sağlıksız ürünleri market raflarında müşteriye itelemek. Tüketilmeyen etin ise birer yırtık terlik ya da patlamış top gibi rahatça çöpe gitmesi göze alınıyor. Bu ne demek? Bu canlar ihtiyaç için değil, para için ölüyor demek!

Oysa doğada hayvanlar yalnızca ihtiyacı olduğu kadar avlanır, stok yapmaz!

Alışveriş yaptığım mahalle kasabı böyle bir üretim bandından getirmiyor eti. Yaşadığım bölgenin ihtiyacına göre et sağlıyor,  hatta akşam olmadan tükeniyor diyebilirim. Ama hayvanların ne şartlarda yetiştiğini ve kesildiğini bilmiyorum tabii :/ Kendimi kandırıyor olabilirim. Zaten başka yerlerde yemek yerken de ister istemez  endüstriyel et tüketiyorum ve bu konuda hem suçluluk hem de çaresizlik hissediyorum.

Endüstriyel et ayrıca katkı maddeleri, GDO’lu yemler ve salt hayvanın kesim öncesi salgıladığı stres hormonu nedeniyle oldukça sağlıksız. O yüzden yerken sağlığıma zarar verdiğimi hissediyorum.

Evcil hayvanlarımızı çok seviyoruz. Peki onları beslediğimiz endüstriyel mamalar için üretim bandında seri bir şekilde katledilen hayvanlar hiçbirimizi rahatsız etmiyor mu?

Mamaların içeriğini okuduğumda sık sık şunu düşünüyorum:

“Patili dostum, evcil olmayıp doğada avlanıyor olsaydı – o doğayı biz şehirler kurup gasp etmemiş olsaydık – böyle korkunç bir endüstriye de can vermiyor olacaktık.

mama-icerikleri

Bu mamaların göya sevimli dostlarımızın sağlığını korumaya yardımcı olduğu söyleniyor. Ama ben onların sağlığı üzerinde son derece olumsuz etkileri de olabileceğinden şüpheleniyorum.

Hayvansever dahi olsak gerçekten hayvanlara zarar vermeden mi yaşıyoruz? 

Et tüketen biri olmama rağmen kozmetikte vegan ürünleri tercih ediyorum. Kozmetiği temel bir ihtiyaç olarak görmediğimden hayvanların deneylerde işkence görmesini doğal bulmam mümkün değil.

Vegan ürünler çoğunlukla diğerlerinden çok daha kaliteli ve üstelik hesaplı oluyor, oldukça memnunum ama bazen bu firmaların da dürüst olup olmadığından şüphe ettiğim oluyor :/

#hayvandeneylerinehayır ! #hayvanseverler use #crueltyfree products!

A post shared by Ece Burgaz (@artworksbyece) on

Sadece kozmetikle de bitmiyor olay. Giydiğimiz angora kıyafetler, kaz tüyü yastıklarımız, gerçek deriden yapılmış şeyler, hayvanlar üzerinde test edilen bakım ve temizlik ürünleri…

Hayvan deneyleri gerçekten yasaklandı mı?

Yakın zamanda hayvan deneylerinin yasaklandığına dair haberler de okudum. Fakat bu işlerin ardında sıkı bir lobi ve bol para olduğundan bu haberlere şüpheyle yaklaştım, meğer haklıymışım: Hayvan deneyleri yasağı göstermelik

Sigara içen hayvenseverlerin sigarayı bırakması için bir neden de bu deneyler olabilir mi? 

Sigara üreticilerinin hayvanlar üzerinde yaptığı deneyler benim bırakma kararı vermemde oldukça etkili oldu…

sigaranin-hayvanlar-uzerinde-test-edilmesi
Koklama özellikleri çok güçlü olduğu için 24 saat boyunca sigara dumanı ve çeşitli kimyasalları soluyan köpekler!

Sadece kendimiz gibi sinir sistemi olan canlılarla mı empati yapmalıyız yoksa bitkiler de acı çekiyor mu? Bitkileri yemek masum bir davranış mı? 

Bu konuda bilim insanlarının araştırmalarını takip ediyorum ama aralarında bir fikir birliği göremedim açıkçası. Çoğunlukla söylemleri şöyle: “Bitkilerin hissettiği şey  bizim bildiğimiz anlamda bir ‘acı’ değil, gösterdikleri tepki bitkilere özgü bir tepki.”

Çok kabaca özetliyorum: Bu haberdeki biyoloğun açıklamalarına göre bitkiler kendilerine verilen zararın farkında oluyorlar, savunmaya da geçiyorlar fakat onları öldürmenizi pek de umursamıyorlar. Bu haberde yer verilen araştırmaya göre ise bitkilerin zarar gördükleri zaman verdiği tepkilerden anlaşılıyor ki verilen zarar gayet umurlarında. Sadece tepkileri hayvanlardan ve bizlerden farklı. O halde onları yemek de masum bir eylem olmayabilir.

Kapitalizmin her gün icra ettiği vahşete, İspanya’daki Boğa güreşi vahşetine, Brezilya’daki Farra do Boi geleneğinin vahşetine, Kurban Bayramı’ndaki vahşete ve daha nicelerine isyanlardayım ama bunlarla nasıl başa çıkabilirim?

Sokakta Kurban Bayramı’na özgü vahşet manzaralardan biriyle karşılaşırım diye endişe içinde yürüyorum. Fakat internet sayesinde apaçık şahit oluyorum ki insan dünyanın her yerinde vahşete imza atmaya devam ediyor ve bu durum beni çıldırtıyor.

maymun
Kozmetik sektöründe yağılan hayvan deneyleri…

Et endüstrisinin korkunç yüzünü gösteren binlerce videodan biri…

Angora etiketli ürün görürseniz sakın satın almayın!

Hayvan hakları savunucusu PETA tarafından Çin’de kaydedilen video, kürkleri için tavşanlara çektirilen korkunç eziyeti gözler önüne serdi.
Dünya’nın angora kürk üretiminin %90’ını gerçekleştiren Çin’de bulunan bir kürk üretim tesisinde tutulan tavşanlar, öldürülüp yüzülmekten de kötü bir sonla karşılaşıyor.
Çalışanlar, ayaklarından bağladıkları zavallı tavşanların tüylerini elleriyle yoluyorlar. 2-3 ayda bir bu korkunç muameleye maruz kalan tavşanlar, tüyleri canlı canlı yolunduktan sonra tekrar kafeslerine kapatılıyorlar.
Böylece her bir tavşandan daha fazla kürk çıkaran üreticiler, hayvanları birkaç yıl boyunca bu şekilde kullandıktan sonra öldürüp, derilerini yüzüyor.

Görüntüleri yayınlayan PETA, tüketicilere “Mağazalarda beğendiğiniz ürünlerin etiketinde angora ifadesini görürseniz lütfen satın almayın” mesajını da verdi.

Sanırım vahşete yol açan şeyler belli: cehalet, kültürel yozlaşma  ve kapitalizm… Sizce?

kurban-2016
Kurban Bayramı’nda içimizi yakan manzaralar…
istanbul
İstanbul’u bir mezbahaya dönüştürmek…
sanluurfa
Şanlıurfa
adiyaman
Adıyaman
forea
Danimarka’da balina avına çıkmış bir adam

 

Danimarka‘ya bağlı özerk ülke Faroe Adaları‘nda balinalar balıkçılar tarafından kıyıya doğru kovalandıktan sonra yerel halk tarafından vahşice öldürülüyor. Bu sırada kıyıda bekleyen halk, balinaların gelmesiyle ellerindeki bıçaklar ve zıpkınlarla hayvanları öldürüyor. Etler, kar amacı güdülmeden birçok yerleşim birimine bedava dağıtılıyor.Ancak çocukların bu tür bir olaya tanıklık edilmeleri, birçok hayvan hakları örgütünün tepkisini çekiyor.

ets
Faroe Adaları’na özgü balina avından bir başka fotoğraf…
brezilya
Brezilya’da Farra do Boi geleneği… Tabii buna gelenek denirse!!!!!

Brezilya’nın Farra do Boi geleneğine göre yüzlerce öküz, inanç sahibi insanlar tarafından işkenceye uğrayarak öldürülüyor. Kutlama sırasında öküz önce yakalanıyor ve günlerce aç bırakılıyor. Hayvanı delirtmek için yiyecek ve su hayvanın yakınına konuyor, ama ulaşması engelleniyor. Farra öküz kapalı tutulduğu bölmeden çıkarıldığı an başlıyor, öküz sokaklar boyu elinde kırbaç, bıçak, taş, bambu sopası, halat ve sopa bulunan insanlar tarafından kovalanıyor. Kadın, erkek ve çocuk saldırganlar hayvanı okyanusa kadar kovalıyor.

boga-guresi
Boğa güreşi denen geleneksel işkence!
cin-kopek-yeme-festvali-vahset
Çin’deki Köpek Yeme Festivali’nde köpeklere uygulanan işkence görüntüleri hepimizi mahvetti! Amaç karın doyurmak ise bu işkenceyi neden yapıyorsunuz?

Bunlar üzerinde uzun uzun düşünülmesi gereken konular aslında. Elimden geldiğince bazı şeyleri dile getirmeye çalıştım. Hatalı ya da eksik bulduğunuz taraflar olabilir, yorumlarınızı okumaktan mutluluk duyarım.

Yeni kabul edilen Büyükşehir Yasası ile geleceğimize büyük darbe!

Bu yazıyı yazma amacım; kendi yaşamınız, kendi sağlığınız, çocuklarınız, torunlarınız ve tüm sevdikleriniz için bir şeyler yapmanızı  sağlamak! Sizlerden Ocak 2013’te Seferihisar’daki dokuz köyün başlattığı “Geleceğin Köyleri Hareketi”ne destek vermenizi rica ediyorum!

Geleceğin Köyleri Hareketi’ne destek vermeniz, kentli olarak kendi yaşamınıza sahip çıkmanız anlamını taşıyor!

Neden mi?

  • Köy yoksa geleceğimiz de yok!
  • Köy olmazsa şehirde ne yiyebiliriz? Fabrikasyon sebze ve meyveleri mi, yoksa büyük şirketlerin GDO’lu ürünlerini mi?
  • Şehirde veya köyde, nerede yaşarsak yaşayalım sağlıklı bir doğal çevre ve kırsal alana ihtiyacımız var.
  • Köylere yani geleceğimize en son ve belki de en büyük darbeyi yeni kabul edilen Büyükşehir Yasası vurdu. Büyükşehirlerdeki 16 bin köyün tüzel kişiliği tek bir cümleyle kaldırıldı. Yeryüzünün ilk köyünün kurulduğu bir coğrafyada binlerce köyün üzerini tek bir cümleyle çizmek mümkün mü? Değil elbette.

Geleceğin Köyleri Hareketi’nin Manifestosunun tamamı için tıklayın.

Büyükşehir Yasasının Götürecekleri

GELECEĞİN KÖYLERİ HAREKETİ’NE İMZA VEREREK DESTEK OLMAK İÇİN TIKLAYIN!

AYRICA LÜTFEN İMZALAMAKLA KALMAYIN, SİZ DE BENİM GİBİ DUYURMAK İÇİN ELİNİZDEN GELDİĞİNDE FACEBOOK, TWITTER VB SOSYAL MECRALARDA VE BLOGUNUZDA PAYLAŞIN.

geleceğin köyleri hareketi

Büyükşehir Yasası’yla köyler mahalle statüsüne geçerse, İmar Kanununa göre hayvancılık yapılamayacak. Tarım ve Hayvancılık tekelleşecek.

geleceğin köyleri hareketi 2

Büyükşehir Yasası’yla kapatılacak 16 bin köy, 5 yıl içinde imara açılacak.

köy meclisi geleceğin köyleri hareketi 2013

GELECEĞİN KÖYLERİ HAREKETİNİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDEBİLİRSİNİZ:

https://twitter.com/geleceinkoyleri

https://www.facebook.com/geleceginkoyleri

Yalnızca etik firmalara hizmet veren ürün yerleştirme ajansı

Green Product Placement adlı New York kökenli ajans, çevre dostu firmaların ürünlerini, film, televizyon programları ya da web serilerinde görünür hale getiriyor.

sürdürülebilir ajans

Ürün yerleştirme aslında yıllardır var olan hatta Youtube ve Instagram versiyonlarına dahi şahit olduğumuz bir alan. Ancak buradaki yenilik, ajans cephesinde gerçekleşmiş. Çünkü Green Product Placement yalnızca, yeşil, etik, sosyal ve lokal girişim ajandası olan firmalara bu hizmeti vermek üzere bağlılık yemini etmiş.

Ajans kendi işinde de etik ve sürdürülebilir olmaya özen gösteriyor.

Karbon açığa çıkarmayan web sunucusu ve kağıtsız bir ofis kültürü yaratarak bunu kanıtlıyor.

sürdürülebilri ajans 2
Bugünün tüketicisinin çevre konusunda pek çok endişesi olduğuna şüphe yok. Ürün ya da hizmet satın alırken bu nedenle tüketicilerin %50’si artık etiketi okumaya ve ürünün ne derece yeşil olduğuna dikkat etmeye; çevresel bilinci olan firmalara daha fazla bağlılık göstermeye başladı.

Peki ya sizin işletmeniz? Dünyanın geleceği için ne tür bir katkıda bulunuyor/bulunacak?

Sürdürülebilir ambalaj: Katlama talimatlarını izle, kutuları yeni objelere dönüştür!

İşte harika ve olabildiğince basit bir fikir! Her işletmenin ilham alabileceği bir değer!

sürdürülebilir ambalaj fikri

Bebek arabası üreticisi Alman şirket Joolz, ürünlerinin mukavva kutuları üzerine eklediği katlama talimatlarıyla müthiş bir çalışmaya imza attı. Bu şekilde müşterilerinin, kutuları atmadan yeni bir şeye dönüştürerek kullanmaya motive ediyor.

Sürdürülebilirlik vizyonuna sahip üreticiler için paketleme konusu her zaman bir problem olageldi. Ambalaj atıklarının çevreye olan olumsuz etkilerini azaltmak üzere yapılan çalışmalar arasında Joolz’unki kadar çarpıcı olanına az rastlanıyor.

“Ambalajdan yepyeni bir ürün yaratmak” mottosuyla yola çıkan Joolz’un kutuları; lamba, sandalye, kuş evi, resim çerçevesi ve daha pek çok ürüne dönüşebiliyor. Yeter ki müşteri de bunu uygulayacak kadar hevesli ve duyarlı olsun!

Trevor Gordon testing grapes. Tecomán, Mexico.

Sürdürülebilirlikle ilgili fikirler ve inovasyonlar, taklit edilmekten onur duyar!

Bir süre sonra bu fikrin bir benzerini, Avustralya’daki perakende şirketi DIY Living hayata geçirdi. Şunu da belirtmekte fayda var: Sürdürülebilirlik adına üretilen fikirler ne kadar çok taklit edilirse ve ilerletilirse o kadar olumlu bir sonuç doğurur. Hatta taklit edilmesi adeta umulur. Çünkü bu sayede faydalı bir eylem, daha geniş kitlelerce yerine getirilmeye başlar.

DIY Living, estetik açıdan bir adım daha öne geçmiş diyebiliriz. Çünkü satın alınan ürünün kutusunu katlayıp yeni bir eşya yapmaya kalktığınızda renkli ya da desenli sürpriz yüzeylerle karşılaşıyorsunuz.

Aşağıdaki videoyu izleyerek sürpriz dolu ambalaj kutularının nasıl yepyeni eşyalara dönüştüğünü detaylarıyla görebilirsiniz:

DIY Living (Case Study Video) from Reel Loco on Vimeo.

Peki siz kendi işinizde bu ya da buna benzer bir fikri hayata geçirmeyi düşünür müsünüz?

Zaten bu tip bir fikri uygulamaya geçirdim diyorsanız da lütfen paylaşın!

Teknolojinin kirli ve tehlikeli yüzü

Piyasadaki rekabet, maliyet ve kar hesapları teknolojiyi nasıl daha tehlikeli hale getiriyor?


Bu makaleyi dizüstü bilgisayarımda yazdım. Siz de dizüstü, masaüstü ya da tablet bilgisayarınızdan, belki de akıllı telefonunuzdan okuyorsunuz. Cihazının içinde ne olduğu sorusuna ise muhtemelen; hard disk, RAM ya da işlemci gibi yanıtlar vereceksiniz. Büyük olasılıkla çok azınız; arsenik, kurşun ya da civadan söz edecektir. Oysa cihazlarımız, çevreye ve sağlığa zararlı bu element ve element bileşimleri ile inşa edilmiştir.

Dolayısıyla teknoloji aşıkları olarak hepimizi ikilemde bırakacak ciddi bir sorunla uzun zamandır karşı karşıyayız. En hızlı ve hafif laptop, en yüksek performanslı akıllı telefon, en büyük HDTV ve en profesyonel ses sistemi bizim olmalı. Ancak bunların içindeki toksinleri de istiyor muyuz?

Akıllı telefonlarımızın, bilgisayarlarımızın ve HDTV’lerimizin bedeli, etiketteki fiyattan çok daha yüksek. İçerdikleri elementlerin madenden çıkarılması, cihazın üretilmesi ve yok edilmesi süreçlerinde hava ve su ciddi boyutlarda kirleniyor. Böylece zehrin bir bölümü bize geri dönüyor.

 

Kullanırken de zehirleniyoruz

Kurbanların yalnızca cihazı üreten ya da yok eden işçiler olduğunu zannediyorsanız yanılıyorsunuz. Bazı zehirli bileşimler, cihazı kullanırken ya da cihaz bir hasara uğradığında dışarıya süzülüyor. Örneğin kırık bir monitör ya da LCD HDTV, kullanıcıyı civa sızıntısına maruz bırakabilir.

En büyük tehlikeler, ürünün yaşam döngüsündeki şu 3 noktada meydana geliyor:

1-Madenden çıkarma: Madencilik zaten yeryüzüne zarar veren, havayı ve suyu zehirleyen bir süreçtir. Çevreye ciddi zararlar vermeden mineralleri yerden sökme imkanı yoktur. Olsaydı bile pahalıya patlayacağından şirketler tercih etmeyecektir.

2-Üretim: Bizler yalnızca cihazı alıp kullanırken, yüksek ısı nedeniyle havaya karışan zehirlerle mücadele etmek zorunda olan insanlar var. Teknoloji fabrikası işçileri arasında kansere ve diğer ölümcül hastalıklara yakalananların oranı oldukça yüksek.

3-Ömrünü tamamlama: Telefonunuzu çöp kutusuna atmak yerine geri dönüşüm için üreticiye geri vermiş olsanız bile zararın tam olarak önüne geçemiyorsunuz. Telefon sökülüp, sağlam parçaları alındıktan sonra, kalan zehirli parçalar korumasız bir çöp yığınına atılıyor.

Avrupa Birliği bu maddelerin pek çoğunu kullanmayı yasakladı ve sıkı denetimler uygulamaya başladı. Elektronik endüstrisinde geri dönüşüm ve yeşil tasarımı destekleyen çalışmalar yapan Electronics TakeBack Coalition’dan Barbara Kyle, yasaklanan maddeleri kullanmayı bırakan şirketlerin, bunların yerine ne kullandığının tam olarak bilinmediğine, zaten yenilerinin eskilerine oranla daha iyi olmadığına işaret ediyor.

Peki ama biz kullanıcı olarak ne yapabiliriz?

1-Öncelikle yeni bir cihaz alırken bütçenizden daha fazlasını hesaba katın. Örneğin kendinize, elinizdeki telefonla daha uzun süre idare edip edemeyeceğinizi sorun. Her iki yılda bir telefon almak yerine üç yılda bir satın alırsanız, atık oranını azaltmaya ciddi bir katkı sağlarsınız. Elbette telefonunuzun durumuna göre 3 yılı da aşmanız harika olur.

2-Yeni bir telefon almak yerine önce telefonunuzdaki küçük arızaları www.ifixit.com benzeri platformlar ve forumlar aracılığıyla kendiniz gidermeyi deneyin. Bunun yerine size en yakın teknik servise de başvurabilirsiniz.

3-Hangi telefonu satın alacağınızla ilgili araştırma yaparken, üreticinin çevreye karşı tutumunu da kontrol edin. Örneğin HealthyStuff.org ve EPEAT Registry Search’te ürünlerin toksik seviyelerini ve Guide to Greener Electronics’te (Greenpeace) şirketlerin genel çevresel duyarlılık seviyelerini listelenmiş olarak bulabilirsiniz.

 

Bu arada Greenpeace’in en güncel listesine göre 2012’de; Hintli enerji danışmanlık şirketi Wipro “en yeşil teknoloji şirketi” olarak bir numaradaki yerini alırken, onu HP, Nokia, Acer ve DELL takip etmiş. Listenin diğer ucundaki en duyarsız markalar ise; RIM, Toshiba ve Sharp olmuş.

Şirketlerin “onarımı zor cihaz üretme” eğilimine dikkat!

Artık, cihazlarımızı onarmak yerine yenisini alır olduk. Gittikçe büyüyen bir “elektronik israf kültürü” ile karşı karşıyayız. Bunda üreticilerin de payı büyük. Kısa zamanda yeni bir ürün almamız şirketler için karlı olabilir. Peki ya bizim bütçemiz? Peki ya gezegen?

Electronics TakeBack Coalition’dan Barbara Kyle’a göre şirketlerin, daha çok satış için izlediği şu taktikler de durumu kötüleştiriyor:

1-Daha küçük ve daha ince olsun derken cihazlar, yenilenmesi zor parçalarla üretilmeye başlandı.

Örneğin, artık pek çok akıllı telefondaki dokunmatik ekran ve ultra ince dizüstü bilgisayarların bataryası yapıştırılarak cihazın içinde sabitleniyor. Oysa şimdiye kadar, tüketicinin bir akıllı telefonda en çok değişim yaptırdığı parçalar bunlardı!

Apple, Retina MacBook Pro’nun boyutlarını küçük tutabilmek için lityum polimer bataryayı aliminyum kasaya direkt olarak yapıştırmış. Bu tasarım, onarımı imkansız hale getirirken, batarya değişiminin de diğer MacBook’lara oranla %54 daha pahalı olmasına neden oluyor. Sahiplerinin psikolojisini siz düşünün.

2-Ürünlerin garanti süresinin kısa oluşu da tüketiciyi, cihazını onarmak yerine çöpe atmaya itiyor.

Özetle bize düşen, bilinçli tüketici olmayı içselleştirebilmek.

Siz ne dersiniz? Sizce teknoloji şirketlerinin, sağlığımız ve çevre konusunda daha duyarlı olmasını sağlamak için bir şansımız var mı? Yoksa, “bu konuda karamsarım ve hiçbir şey yapmayacağım” mı diyorsunuz?

Bu yazım, 25.01.2013 tarihinde PC Labs’de yayınlanmıştır.

http://www.pclabs.com.tr/2013/01/25/teknolojinin-kirli-ve-tehlikeli-yuzu/

“Kullandığın-kadar-öde” sistemiyle çalışan ev tipi güneş panelleri

Simpa Networks adlı Hindistan kökenli şirket, “yenilikçi satın alma” alanında inceleyebileceğimiz “doğal enerji dağıtımı” işi yapıyor.

solutionstopbanner
Müşteriler, tıpkı cep telefonu operatöründen ön ödemeli olarak kontör/TL satın alır gibi, ön ödemeli güneş enerjisi satın alıyor. Böylece herkes hesabını biliyor, ayrıca enerji konusunda tasarrufa dikkat ediyor.

Simpa’nın amacı temiz enerjiyi; karşılanabilir bütçeyle, herkesin ulaşabileceği bir hizmet olarak sunmak.

Müşteriler, enerji azaldığı zaman mobil telefonlarına gelen bir mesajla bilgilendiriliyor ve böylece enerji kesintisi yaşamıyorlar.