Teknolojinin kirli ve tehlikeli yüzü

Piyasadaki rekabet, maliyet ve kar hesapları teknolojiyi nasıl daha tehlikeli hale getiriyor?


Bu makaleyi dizüstü bilgisayarımda yazdım. Siz de dizüstü, masaüstü ya da tablet bilgisayarınızdan, belki de akıllı telefonunuzdan okuyorsunuz. Cihazının içinde ne olduğu sorusuna ise muhtemelen; hard disk, RAM ya da işlemci gibi yanıtlar vereceksiniz. Büyük olasılıkla çok azınız; arsenik, kurşun ya da civadan söz edecektir. Oysa cihazlarımız, çevreye ve sağlığa zararlı bu element ve element bileşimleri ile inşa edilmiştir.

Dolayısıyla teknoloji aşıkları olarak hepimizi ikilemde bırakacak ciddi bir sorunla uzun zamandır karşı karşıyayız. En hızlı ve hafif laptop, en yüksek performanslı akıllı telefon, en büyük HDTV ve en profesyonel ses sistemi bizim olmalı. Ancak bunların içindeki toksinleri de istiyor muyuz?

Akıllı telefonlarımızın, bilgisayarlarımızın ve HDTV’lerimizin bedeli, etiketteki fiyattan çok daha yüksek. İçerdikleri elementlerin madenden çıkarılması, cihazın üretilmesi ve yok edilmesi süreçlerinde hava ve su ciddi boyutlarda kirleniyor. Böylece zehrin bir bölümü bize geri dönüyor.

 

Kullanırken de zehirleniyoruz

Kurbanların yalnızca cihazı üreten ya da yok eden işçiler olduğunu zannediyorsanız yanılıyorsunuz. Bazı zehirli bileşimler, cihazı kullanırken ya da cihaz bir hasara uğradığında dışarıya süzülüyor. Örneğin kırık bir monitör ya da LCD HDTV, kullanıcıyı civa sızıntısına maruz bırakabilir.

En büyük tehlikeler, ürünün yaşam döngüsündeki şu 3 noktada meydana geliyor:

1-Madenden çıkarma: Madencilik zaten yeryüzüne zarar veren, havayı ve suyu zehirleyen bir süreçtir. Çevreye ciddi zararlar vermeden mineralleri yerden sökme imkanı yoktur. Olsaydı bile pahalıya patlayacağından şirketler tercih etmeyecektir.

2-Üretim: Bizler yalnızca cihazı alıp kullanırken, yüksek ısı nedeniyle havaya karışan zehirlerle mücadele etmek zorunda olan insanlar var. Teknoloji fabrikası işçileri arasında kansere ve diğer ölümcül hastalıklara yakalananların oranı oldukça yüksek.

3-Ömrünü tamamlama: Telefonunuzu çöp kutusuna atmak yerine geri dönüşüm için üreticiye geri vermiş olsanız bile zararın tam olarak önüne geçemiyorsunuz. Telefon sökülüp, sağlam parçaları alındıktan sonra, kalan zehirli parçalar korumasız bir çöp yığınına atılıyor.

Avrupa Birliği bu maddelerin pek çoğunu kullanmayı yasakladı ve sıkı denetimler uygulamaya başladı. Elektronik endüstrisinde geri dönüşüm ve yeşil tasarımı destekleyen çalışmalar yapan Electronics TakeBack Coalition’dan Barbara Kyle, yasaklanan maddeleri kullanmayı bırakan şirketlerin, bunların yerine ne kullandığının tam olarak bilinmediğine, zaten yenilerinin eskilerine oranla daha iyi olmadığına işaret ediyor.

Peki ama biz kullanıcı olarak ne yapabiliriz?

1-Öncelikle yeni bir cihaz alırken bütçenizden daha fazlasını hesaba katın. Örneğin kendinize, elinizdeki telefonla daha uzun süre idare edip edemeyeceğinizi sorun. Her iki yılda bir telefon almak yerine üç yılda bir satın alırsanız, atık oranını azaltmaya ciddi bir katkı sağlarsınız. Elbette telefonunuzun durumuna göre 3 yılı da aşmanız harika olur.

2-Yeni bir telefon almak yerine önce telefonunuzdaki küçük arızaları www.ifixit.com benzeri platformlar ve forumlar aracılığıyla kendiniz gidermeyi deneyin. Bunun yerine size en yakın teknik servise de başvurabilirsiniz.

3-Hangi telefonu satın alacağınızla ilgili araştırma yaparken, üreticinin çevreye karşı tutumunu da kontrol edin. Örneğin HealthyStuff.org ve EPEAT Registry Search’te ürünlerin toksik seviyelerini ve Guide to Greener Electronics’te (Greenpeace) şirketlerin genel çevresel duyarlılık seviyelerini listelenmiş olarak bulabilirsiniz.

 

Bu arada Greenpeace’in en güncel listesine göre 2012’de; Hintli enerji danışmanlık şirketi Wipro “en yeşil teknoloji şirketi” olarak bir numaradaki yerini alırken, onu HP, Nokia, Acer ve DELL takip etmiş. Listenin diğer ucundaki en duyarsız markalar ise; RIM, Toshiba ve Sharp olmuş.

Şirketlerin “onarımı zor cihaz üretme” eğilimine dikkat!

Artık, cihazlarımızı onarmak yerine yenisini alır olduk. Gittikçe büyüyen bir “elektronik israf kültürü” ile karşı karşıyayız. Bunda üreticilerin de payı büyük. Kısa zamanda yeni bir ürün almamız şirketler için karlı olabilir. Peki ya bizim bütçemiz? Peki ya gezegen?

Electronics TakeBack Coalition’dan Barbara Kyle’a göre şirketlerin, daha çok satış için izlediği şu taktikler de durumu kötüleştiriyor:

1-Daha küçük ve daha ince olsun derken cihazlar, yenilenmesi zor parçalarla üretilmeye başlandı.

Örneğin, artık pek çok akıllı telefondaki dokunmatik ekran ve ultra ince dizüstü bilgisayarların bataryası yapıştırılarak cihazın içinde sabitleniyor. Oysa şimdiye kadar, tüketicinin bir akıllı telefonda en çok değişim yaptırdığı parçalar bunlardı!

Apple, Retina MacBook Pro’nun boyutlarını küçük tutabilmek için lityum polimer bataryayı aliminyum kasaya direkt olarak yapıştırmış. Bu tasarım, onarımı imkansız hale getirirken, batarya değişiminin de diğer MacBook’lara oranla %54 daha pahalı olmasına neden oluyor. Sahiplerinin psikolojisini siz düşünün.

2-Ürünlerin garanti süresinin kısa oluşu da tüketiciyi, cihazını onarmak yerine çöpe atmaya itiyor.

Özetle bize düşen, bilinçli tüketici olmayı içselleştirebilmek.

Siz ne dersiniz? Sizce teknoloji şirketlerinin, sağlığımız ve çevre konusunda daha duyarlı olmasını sağlamak için bir şansımız var mı? Yoksa, “bu konuda karamsarım ve hiçbir şey yapmayacağım” mı diyorsunuz?

Bu yazım, 25.01.2013 tarihinde PC Labs’de yayınlanmıştır.

http://www.pclabs.com.tr/2013/01/25/teknolojinin-kirli-ve-tehlikeli-yuzu/

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s