12. İstanbul Bienali’nden Notlar-1 “Düşündüren Yapıtlar”

Felix Gonzalez-Torres‘e ve onun “isimsiz” geleneğine bir saygı duruşu niteliğinde olan İsimsiz (12. İstanbul Bienali), 2011 hakkındaki bu yazı dizisi; bienali gezme imkanı olmayan, gezmeye üşenen, ya da gezmiş olup da hafızasını tazelemek isteyen sanatseverler için faydalı olabilir diye düşündüm.

Yalnızca çok etkileyici bulduğum belli başlı yapıtlara verdim, bu açıdan okurken “öznel” filtrelerimden geçirdiğim unutulmasın isterim;)

Bienale dair ufak da bir eleştiri notu eklemek isterim. Global bir sergi olmasına rağmen yapıtlarda kullanılan teknolojiler yıllardır değişmiyor. Videolar, projeksiyonlar, kompresörlü düzenekler vs bu bienaldeki yapıtlarda da kullanılmış. Elbette “sanatçı teknolojiyi kullanmalıdır” diye anlamsız bir “gereklilikten” bahsetmiyorum. Ancak günümüze dair bir şeyler aradı gözlerim. Özellikle tüm dünyada sosyal medya ve dijital dünya yaşamımızı bu derece dönüştürmüş ve devrimlere dahi aracı olmuşken. Yalnızca fiziksel anlamda bir teknoloji de olmayabilirdi bu. Örneğin sosyal medya aracılığıyla yapılmış interaktif  bir sanat projesi de “güncel” bir boyut katabilirdi.

Düşündüren Yapıtlar

1-Mungo Thomson, İsimsiz (TIME) 2010, video yerleştirme

Haftalık dergi Time’ın 3 Mart 1923’teki ilk baskısından Thomson’ın yapıtı ürettiği tarihe kadar olan tüm kapaklarını kronolojik sırayla gösteren bir videodan oluşuyor. Neredeyse bir yüzyıl, iki dakika otuz saniyede gözlerinizin önünden geçiyor.

istaul bienali

2-Julieta Aranda, Hesaplarda Bir Hata Oldu (Yamyassı Edilmiş Cephane), 2007/2011, yerleştirme

Aranda’nın yapıtının odak noktasında bir düzenek var. Bu düzenek  20. yüzyıl tarihiyle ilgili un ufak hale getirilmiş kitapları içeren geniş bir pleksiglas küpün içine kurulmuş. Bilgisayarla kontrol edilen bir hava kompresörü arada sırada çalışmaya başlıyor, minicik zerrelerden oluşan bir buluta dönüştürdüğü tarihin tozunu üfürüyor.

Beni bu düzenekten daha çok cezbeden ise “A History of Europe” (Avrupa Tarihi) adlı, duvarda asılı duran (küp düzeneğin hemen karşısına asılmış)  aşağıdaki içi boşaltılmış kitap cildi oldu. İşin bir parçası, ama bence tek başına çok daha etkili. Doğu ve batı arasında sıkışıp kalmış topraklarda yaşayan biri olarak, sayfaları kopartılmış bu kitaba baktım da… Tarih kavramını sorgulamasının yanı sıra, benim için  Avrupa’nın başarısızlığı/mutsuzluğu gibi bir  anlamı da üstlenmişti bu yapıt.

istanbulbienali

3-Milena Bonilla, Sağır Taş, 2009, video ve yerleştirme

Marx’ın mezarına ilişkin şaibeden hareketle ortaya çıkan bu yapıt için sanatçı, mezar taşında kazılı yazıların üstüne kağıt koyup kalemle karalayarak yazıların gerçek boyutta kopyasını çıkarmış. Yapıtın 2. parçası olan video ile de kendi deyimiyle putkırıcı bir etki uyandırmak istemiş.

milena_bonilla1-bienal-isimsiz

Videoyu izlerken, etkileyici açılarla çekilmiş mezar taşı üzerinde salyangoz, karınca, sinek vb canlılardan resmen bir mikro kosmos oluştuğunu görüyorsunuz. Bir süreliğine işin Marx ile ilgili boyutunu unutup ontolojik bir sorgulamaya kapılıyorsunuz.


4-Martha Rosler, Savaşı Eve Taşımak- Yeni Seri, 2004, Kolaj-Fotomontaj

Martha Rosler kolajlarıyla medyada görmeye alıştığımız savaş sahnelerini evlerin içine taşıyarak, topluma ayna tutuyor. Asıl çirkin olan manzaranın, savaş görüntülerinden de öte bir şeyler olduğunu ifade ediyor.

Rosler kolajlarıyla ilgili olarak “Günlük yaşamlarımıza ve mutluluğa ilişkin görüntülerle savaş, ölüm ve parçalanma görüntüleri… Sonuçta şiddetin sorumlusu biz olabiliriz, ama öylesine uzakta ki.” diyor.
5-Johanna Calle, Resmi Versiyon (Versión Oficial, 2008)
Johanna Calle’nin çizim serisi Resmi Versiyon (Versión Oficial, 2008) bazı bireylerin ölümüyle ilgili Kolombiya hükümeti tarafından yapılan resmi açıklamaların el yazısıyla yazılmış, ama okunaksız tutanaklarından oluşuyor. Sanatçı, bunların içinde bilginin çarpıtıldığına işaret eden çeşitli boşluklar ve eksikler buluyor ve bu eksikleri fiziksel anlamda da yazılı belgedeki yazısız boşluklarla ifade ediyor.
Calle’nin düşünceyi aktarırken sergilediği bu biçimsel yaklaşım, belgelere uzaktan bakıldığında kodlanmış gizemli bir dille karşı karşıya bırakıyor izleyiciyi. Bu açıdan “Kendi Alfabesini Yaratmış Olan Sanatçıların Yapıtları” adlı 2.yazımda yer verdiğim (yazı yakında yayıma hazır olacak) “Yanmaz, Yapışmaz, Leke Tutmaz” adlı başka bir yapıtı çağrıştırıyor zihnimde.
6-Aydan Mürtezaoğlu, Karatahta
Öğrencilik yıllarımdan beri hayranı olduğum Aydan Murtezaoğlu yine minimalist, düşündürücü ve hatta bence biraz da esprili bir dille tarih yazımını ve tarih kitaplarındaki göstergeleri sorguluyor.
Eleştiri, yorum ve görüşlerinizi beklerim…
Ayrıca, bienale dair notlarım henüz bitmedi, daha pek çok önemli yapıt varaktarmak istediğim. “12. İstanbul Bienali’nden Notlar-2 “Kendi Alfabesini Yaratmış Olan Sanatçıların Yapıtları” adlı sonraki yazımda buluşalım;)

Reklamlar

12. İstanbul Bienali’nden Notlar-1 “Düşündüren Yapıtlar”” üzerine 3 yorum

  1. çok istiyordum bu bienal’e gidebilmeyi ancak yazıyı okuyunca gitmiş kadar oldum, iyi oldu:) devamını bekleriz.

    1. hımm sevindim:) bu arada yazılarınızın hepsi birbirinden güzel:)) “övünme” adlı son yazıyı metrobüste okudum. tam benim duygu ve düşüncelerime tercüman;)

      1. teşekkürler:) demek ki etrafımızda epeyce var bu övünme olayını abartanlardan, biz onlardan olmayalım inşallah maşallah:)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s