Kmc yani Küçük Mavi Cam

Aşağı doğru düşüyordu bir küçük mavi cam… Kuru bir yaprak olsaydı o, süzülebilir ve bu düşüşten biraz olsun keyif bile alabilirdi. Oysa küçük mavi cam, diğer camlarda olmayan bir farkındalıkla lanetlenmişti. Yani sonunun tuzla buz olmak olacağı bilgisine sahipti ve bu bilgiyle düşüyordu. Esneyemiyordu düşerken, çünkü sonuçta bir camdı ve istese de fazla esnekliği yoktu… Onu imal edenler yani gücü elinde bulunduran insanlar, kaderini çizmişlerdi kısacası…

Mesela diye düşündü küçük mavi cam; bir cam olarak düşmek farklıdır, yaprak olarak düşmek farklı. Belki sorulsa yaprak da kendi durumundan şikayetçi olacaktı… Ama hayır şikayet etmek güçlü olasılıkla yaprakların lugatında yoktu, çünkü onların düşüşü doğaldı… Çünkü onlar ağacın ve toprağın uzantısıydı. Yaprak, toprağa düştüğünde düşüşünün anlamı da tamamen doğanın koruması altındaydı, sorgulanmaktan uzaktı… Tabi eğer şehirdeki bir ağacın yaprağı olup betonun üzerine dökülmek zorunda kalmıyorsa… Şehirdeki yaprakların hikayesi de ayrı bir yazının konusudur.

Cam, biraz da rastlantılarla beslenen insan zekasının ürünü olarak dünyaya gelmişti… İnsan tabi bilemezdi, keşif/icat ettiği şeylerin bu kadar canının yandığını. Hangi uygun şartların oluşması sonucu onu icat eden ya da keşfeden icat edebilecek ya da keşfedebilecek anı yakalayabilmişti? Bunları kimse bütünüyle göremezdi…

Ve şimdi hangi uygun şartların bir araya gelmesi sonucu küçük mavi cam 5. kattaki balkonun camekanında ait olduğu bölümden kopup aşağı düşmeye başlamıştı? Mevsimler boyu tekrar tekrar maruz kaldığı aşırı soğuk ve aşırı sıcak yüzünden mi? Üzerine tüneyen 583. kuşun ağırlığı yüzünden mi? Yoksa ait olduğu küçücük yerin kıymetini bilemeyip oraya yeterince tutunmadığı için mi-bir bakıma şımarıklığından mı- düşüyordu. Bir cam olarak düşmeden önce de bilmeliydi ki camların kendi düşüşleri hakkında yapabilecekleri hiçbir şey yoktu… Bu düşüncelerle birlikte Kmc düşüyordu.

Ama bu nasıl bir belaydı! Yine hangi başıbozuk şartlar bir araya gelmişti de kahrolası bir tür zaman sapması yaşanıyordu? Yani küçük mavi cam bir türlü akibetine ulaşamıyordu, yere doğru yaklaştığı bir noktada tekrar tekrar düşmeye başladığı ilk noktaya dönüyordu… Bu süre zarfında aslında Küçük mavi cam’ın en çok üzüntü duyduğu şey, kendisinden başka hiç bir camın yaşamadığı bu durumları yaşıyor olmanın yalnızlığını içinde hissetmekti. Küçük mavi cam tekrar tekrar aynı noktadan düşüşünü yaşamaya ve doğal akibeti olan fiziksel kırılmaya ulaşamamaya devam etti… Tekrar tekrar düşüyordu… Ama kaderi bir noktada fizik kanunlarının pençesinden onu kapıp kendi pençesine alıyor, adeta oynuyor, dalga geçiyordu… Büyük cam tarafından kendisine fısıldanmış gerçekliği yani her küçük mavi camın akibeti olacağı anlatılmış o büyük şangırtıyı yaşayamamak küçük mavi camı kahrediyordu… İnsanlar zaten kendisini artık göremediklerinden-çünkü küçük m. cam artık görünmez olmuştu-onun düşüşünü de görmüyor dolayısıyla bu konuda bir şey yapmayı da akıl etmiyorlardı. Küçük mavi cam’ın düşünceleri kendisiyle birlikte düşmeye uzun yıllar devam etti. Kendi hammaddesine yani yapısına rağmen, karşı koyup kendisi için yapabileceği birşeyler, yani gözden kaçırdığı bir şeyler var mı diye düşüncelerini o kadar zorladı ve her seferinde düşüncelerinde başladığı noktaya o kadar çok sayıda dönüş yaptığını gördü ki, sonunda ruhu kendisini terketti, hissizleşti. Daha sonra aklını yitirdi… Tekrar tekrar düşmeye devam etti…
Ve onu kimse hatırlamadı

26.08.2010

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s