Karanlık Seyir

Son bir saat içinde otuz dört tane sigara içmiştim. Artık içmeyi sevmediğim halde… Ağzımdan küfür eksik olmuyor, yürümeye çalışıyorum sokakta. İnsanlar, onbeş yaşımdan beri olduğu gibi bu gece de üzerime üzerime geliyor yolda. Ben yokmuşum gibi geliyorlar, içimden geçip gidecekler gibi. Üzüldüğüm zaman, kontrolüm dışında topuklarımdan sızmaya başlayan mavi sıvı… Artık, bu sızıntının olmadığı günler azınlıkta kalmaya başladı.

Eve geldim. Tek başıma yaşıyorum. Yaşım otuz dokuz. Yüzümün yarısı, on sene önce geçirdiğim kazadan kalan derin izlerle kaplı. Çivili bir sopayla defalarca darbe yemiş gibi görünüyor. Tek gözlüyüm. Önemli değil. Kaza olmadan önce, kırılgan insan vücudunun başına gelebilecek sonsuz çeşitlilikteki felaketler ve felaketlerle yüz yüze gelindiğinde nasıl hayata devam edilebileceği üzerine çok düşünür; günlük hatta anlık yaşamaya, hala sağlamken yapabileceklerimi yapmaya çalışırdım.

Dünyanın bedenen sağlam insanların çevresinde döndüğünü, diğerlerine bu dünyada doğru dürüst yaşam hakkı tanınmadığını düşünür, sağlam halimden, sağlamlardan ve onların dertlerinden tiksinirdim biraz da.

Ayrıca midemin sağ alt tarafı ile sol memem arasında eğik eksenle uzanan patates büyüklüğündeki kistin, her gün tıkır tıkır büyüdüğünü hissedebiliyorum. O benim parçam, tüm çocuklar gibi doğduğu gün ölecek olan çocuğum. O yeterli olgunluğa ulaştığı anda mezarı boylamış olacağız.

Işıkları yakmadan yatak odasına geçtim, büyük yatağa uzandım. Tam seksen iki dakika boyunca öylece yattım. Seksen üçüncü dakikada tek gözümü uyaran bir ışıltı fark ettim…Zavallı tek gözümün akıtabileceği gözyaşı o andaki duygularıma yetişemiyordu . Çünkü, hayatta olmayan anneciğimin holografik sepya görüntüsüyle karşı karşıyaydım. Yatakta her zamanki gibi sırtı bana dönük uzanmıştı. Hayattayken bazen ona sarılır uyurdum. “Kimse beni sevmedi, sevmeyecek anneciğim. Bir tek sen sevdin. Böyleyken insanları sevmek ne kadar saçma, ne kadar yıkıcıymış. Neden bana sevmeyi öğrettin ki” diye düşünür ve içimden ağlardım.

Topuğumdan sızan mavi sıvı, yatağı adeta bir denize çevirdi. Anneciğim, holografik görüntü olmaktan çıkıp yavaş yavaş vücut buluyordu yanımda. Ona sarıldım. Onunla konuşmaya ve sevinç içinde ağlamaya devam ettim. Dalgalar, bir doktorun kararlılığıyla yatağımızı açığa sürüklemeye başladı. Sözcükler, düşünceler, akıl, hisler, kültür;bunlar ve daha bir sürü şey silikleşiyordu…Anladım ki insanların ve insan icadı hiçbir şeyin olmadığı mavi, uçsuz bucaksız bir denizde sonsuz bir seyre çıkmıştık.

12.07.2010

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s