Uğultu ve Topkafa

Televizyon kapalıyken yaydığı ince bir uğultu var. İliklerime kadar hissederim bu tür düşük frekanslı sesleri.

Salonda koltukta oturuyorum. İki saattir evde yalnızım ve ev ahalisi evden çıktığından beri yerimden kıpırdamadım. Onlar yokken daha da su yüzüne çıkarak, kolumu kanadımı kıran yılgınlığımla başbaşa kaldım… Tıpkı çok büyük arzuları olan insanlar gibi hiçbir şeyi arzulamayan biri olmak da hayatı kolay olmaktan uzaklaştırıyor.

Uğultu bana yerimden kalkmamı ve lastik bir top almak için bakkala gitmemi söylediğinde saat 15.47 idi. Bakkala giderken dükkanın önüne sarı çiçekler eken bir adam ve sonra da benden korkup kaçmaya yeltenen gri bir kedi gördüm.Kediyi tedirgin etmemek için yolun karşısına geçip yürüdüm.. Kırk yılda bir alışveriş yaptığım bakkal bana “nerelerdesiniz, hiç görünmüyorsunuz” diye zor bir soru yöneltince, birkaç sıradan şey gevelemekle kaldım.

Topla birlikte eve döndüm ve koltuğa oturdum…Top kendiliğinden hareket etmeye başladığında şaşırdım diyemem… Neyse ne! Uğultu, top, hareket… Böyle hikayelerin büyüsüne kapılmak yoktu bende.

Topun hareketine edebi, psikolojik veya patalojik bir açıklama getirmeye kalkışacak bir zihni düşündüm ve oracıkta ona siktiri çektim.

Top hareket ettikçe boş gözlerle seyrettim. Sonra top durdu.

Uğultu mutfaktan bir bıçak almamı ve plastik topu kesmemi istedi. Dediğini yaptım… Şimdi kesilmiş bir plastik topum vardı..Mahallede top oynayan çocukların topunu kesen yaşlı ve hırçın insanlar gibi görünüyordum. Kendi kendime güldüm.

Kesik top parçaları önümde, bıçak elimde dikilip durmaktan sıkıldım ve koltuğa oturdum… Kesik parçalar hareketlenip bana doğru geldiler ve ayaklarıma tırmanıp kafama doğru yol aldılar. “Ne şimdi bu? Top kafa mı olduk” diyerek bir kahkaha kopardım… Öööf!

Ne oluyorsa oluyordu… Benim hikayemin top kafalılıkla sonuçlanmasına şaşırmazdım… Büyülü ve esrarengiz güzellikte şeyler benim tarafımda olsalardı zaten bu kadar sefil durumda olmazdım herhalde.

Uğultu dedi ki “bu top iki saat içinde kafana kaynayıp senin bir parçan olacak. Onarıcı işlevi yoktur. Ama bundan sonrasında sana iyi gelmeyen tüm seslerden kurtulacaksın. Sesler ve seni etkileyen diğer herşeyden bahsediyorum… Bunu bir tür “duyarsızlaşma kalkanı” olarak düşünebilirsin. Güle güle kullan ve hoşçakal”.

Soru bile sormama fırsat kalmadan daire kapısı açıldı ve ev arkadaşlarımdan Selvi söylenerek içeri girdi. “sana bir şey gelmiş” diyerek bir zarfı önüme fırlatırken “kapıyı açsan ölür müsün be! Ellerim dolu, iki saattir zili çalıyorum.” diye kızgınlıkla söylenmeye devam etti.

Topkafamla koltuğa tekrar uzandım ve gözlerimi kapattım.

12.05.2010

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s