Twitter’da daha fazla etkileşim için ipuçları [INFOCOMIC]
Twitter’da daha fazla etkileşim için bunlara dikkat!
Özellikle Facebook ve Twitter’da gerçek bir topluluk edinmenin temel göstergesi, takipçi sayısı değil etkileşimlerdir. 50.000 takipçiniz varsa ancak bunların yüzde biri ile etkileşim halindeyseniz, bu sizin topluluğunuzla yeterli bir bağınız olmadığını gösterir. Bu bağ olmadan da bir kullanıcının sesini duyurmakta ve markasını tanıtmakta başarıya ulaşabileceğini söylemek gerçekçi olmaz. Başka bir örnek vermek gerekirse, 200 takipçisi olan ancak bunların neredeyse tamamıyla etkileşim halinde olan bir kullanıcı/marka ise kendine “gerçek” bir topluluk edinmeyi başarmıştır. Zaman içinde bu gerçek topluluk sayesinde, “daha geniş bir gerçek topluluğa” da organik olarak ulaşmaya devam eder. Özetle öncelikli kriterin, “daha fazla takipçi” değil “daha fazla etkileşim” olması gerektiğinin altını çizmekte fayda var. İşletme sahipleri de hizmet aldıkları ajanslardan ya da sosyal medya yetkililerinden beklentilerini bu yönde tutmalıdır.
Geçtiğimiz ay, Facebook’ta daha fazla etkileşim için ipuçları vermiştim. Bu ay da Twitter’da daha fazla etkileşimin ipuçlarını sunmak istedim.
Kendi çizimim olan bu infocomic, 07.04.2013 tarihinde PC Labs’de yayınlanmıştır.
http://www.pclabs.com.tr/2013/04/07/twitterda-daha-fazla-etkilesim-icin-ipuclari-infocomic/
Facebook’ta daha fazla etkileşim için ipuçları [INFOCOMIC]
Kendi çizimim olan bu infocomic, 24.03.2013 tarihinde PC Labs’de yayınlanmıştır.
http://www.pclabs.com.tr/2013/03/24/facebookta-daha-fazla-etkilesim-icin-ipuclari-infocomic/
Hem enstrüman hem de mikser işlevine sahip sünger gibi bir klavye
Yumuşak dokulu bu elektronik piyano, hem bir enstrüman hem de mikser olarak çalışıyor
Teknoloji startup’ı ROLI, elektronik müzik yaratımında devrim yaratacak Seaboard GRAND adını verdiği ürününü bu ay duyurdu.
Enstrümanın görünümü bir klavye gibi ve standart bir piyano ile dijital kontrol sistemini bir arada bulunduruyor.
Seaboard GRAND, sünger benzeri bir materyaleden yapılmış, yumuşak dokulu tuşlara sahip. Şirketin belirttiğine göre bu yeni enstrümanla, akustik ile dijital müzik arasındaki boşluk üzerinde bir köprü kurmak hedeflenmiş. Cihaz, müzisyenin parmaklarını yerleştirdiği noktaya bağlı olarak farklı perdeden, farklı ses ve tınılar üretiyor.
Seaboard GRAND, geçtiğimiz hafta gerçekleşen SXSW 2013’te (The South by Southwest Conferences & Festivals adlı son teknoloji ile bağımsız müzik ve film yapımcılarını bir araya getiren etkinlik) duyurulmuş ve cihazın için ilk sparişler Nisan ayında alınmaya başlayacak. ROLI yetkilileri, yalnızca 88 adet Seaboards üretileceğini belirtiyor. Her bir enstrüman Doğu Londra stüdyosunda, özel olarak elle monte edilecek ve her biri A0 ile C8 arasında özel bir notla işaretlenecek.
Aşağıdaki videoda nasıl çalıştığını görebilirsiniz.
Bu yazım, 24.03.2013 tarihinde PC Labs’de yayınlanmıştır.
Facebook’un yeni haber kaynağı eskiyor mu? [INFOCOMIC]
Mark Zuckerberg, perşembe günü yeni haber kaynağını anlattı. Ancak yeni haber kaynağının ömrünün ne kadar olduğu bilinmiyor.
Bu yazım, 11.03.2013 tarihinde PC Labs’de yayınlanmıştır.
http://www.pclabs.com.tr/2013/03/11/facebookun-yeni-haber-kaynagi-eskiyor-mu-infocomic/
İptal edilmiş düğün organizasyonlarını, başka çiftlere satmak [İş Fikri]
Bridal Brokerage adlı organizayon ajansı, mutluluğa erişemeyen çiftlerin evlilik tören ya da partilerini başka çiftlere hazır bir paket olarak satıyor.
Düğün organize etmek için yeterli zamana ya da bütçeye sahip olmayan çiftleri mutlu etmeyi amaçlayan Bridal Brokerage, öncelikle müşterilerinin düğün törenleri için yaklaşık bir zaman ve yer belirtmesini istiyor. Tabi bir de konuk sayısı. O sırada onların kriterlerine yakın “terk edilmiş bir organizasyon” mevcutsa, hemen harekete geçerek yeni çiftin isteklerine uygun şekilde adapte edilmesine başlanıyor. Bu arada elbette, organizasyonlarını satan çiftten de fiyat teklifi alınıyor. Satıcı çift ile alıcı çift arasında fiyat konusunda uzlaşma sağlanması için gerekli ayarlamalar yapılıyor.
Bridal Brokerage’ın niş hizmeti sayesinde hem organizasyonunu değerlendiremeyen çiftler maddi zarar etmekten kurtuluyor hem de bu organizasyona ihtiyacı olan bir başka çift fayda sağlamış oluyor. Organizasyonu satanlar arasında; evlilik kararından vazgeçenlerin yanı sıra, planladıkları organizasyon içine sinmediği için son anda satmak ve daha güzel bir düğün planlamak isteyenler de bulunuyor.
Bridal Brokerage, var olan bir hizmet ile ilgili insanların ihtiyaçlarını tespit ederek bundan yepyeni, niş bir hizmet üretmeyi başarmış.
Peki ya sizce bu iş modeli başka hangi alanlarda uygulanabilir?
Yalnızca etik firmalara hizmet veren ürün yerleştirme ajansı
Green Product Placement adlı New York kökenli ajans, çevre dostu firmaların ürünlerini, film, televizyon programları ya da web serilerinde görünür hale getiriyor.
Ürün yerleştirme aslında yıllardır var olan hatta Youtube ve Instagram versiyonlarına dahi şahit olduğumuz bir alan. Ancak buradaki yenilik, ajans cephesinde gerçekleşmiş. Çünkü Green Product Placement yalnızca, yeşil, etik, sosyal ve lokal girişim ajandası olan firmalara bu hizmeti vermek üzere bağlılık yemini etmiş.
Ajans kendi işinde de etik ve sürdürülebilir olmaya özen gösteriyor.
Karbon açığa çıkarmayan web sunucusu ve kağıtsız bir ofis kültürü yaratarak bunu kanıtlıyor.

Bugünün tüketicisinin çevre konusunda pek çok endişesi olduğuna şüphe yok. Ürün ya da hizmet satın alırken bu nedenle tüketicilerin %50’si artık etiketi okumaya ve ürünün ne derece yeşil olduğuna dikkat etmeye; çevresel bilinci olan firmalara daha fazla bağlılık göstermeye başladı.
Peki ya sizin işletmeniz? Dünyanın geleceği için ne tür bir katkıda bulunuyor/bulunacak?
Sürdürülebilir ambalaj: Katlama talimatlarını izle, kutuları yeni objelere dönüştür!
İşte harika ve olabildiğince basit bir fikir! Her işletmenin ilham alabileceği bir değer!
Bebek arabası üreticisi Alman şirket Joolz, ürünlerinin mukavva kutuları üzerine eklediği katlama talimatlarıyla müthiş bir çalışmaya imza attı. Bu şekilde müşterilerinin, kutuları atmadan yeni bir şeye dönüştürerek kullanmaya motive ediyor.
Sürdürülebilirlik vizyonuna sahip üreticiler için paketleme konusu her zaman bir problem olageldi. Ambalaj atıklarının çevreye olan olumsuz etkilerini azaltmak üzere yapılan çalışmalar arasında Joolz’unki kadar çarpıcı olanına az rastlanıyor.
“Ambalajdan yepyeni bir ürün yaratmak” mottosuyla yola çıkan Joolz’un kutuları; lamba, sandalye, kuş evi, resim çerçevesi ve daha pek çok ürüne dönüşebiliyor. Yeter ki müşteri de bunu uygulayacak kadar hevesli ve duyarlı olsun!
Sürdürülebilirlikle ilgili fikirler ve inovasyonlar, taklit edilmekten onur duyar!
Bir süre sonra bu fikrin bir benzerini, Avustralya’daki perakende şirketi DIY Living hayata geçirdi. Şunu da belirtmekte fayda var: Sürdürülebilirlik adına üretilen fikirler ne kadar çok taklit edilirse ve ilerletilirse o kadar olumlu bir sonuç doğurur. Hatta taklit edilmesi adeta umulur. Çünkü bu sayede faydalı bir eylem, daha geniş kitlelerce yerine getirilmeye başlar.
DIY Living, estetik açıdan bir adım daha öne geçmiş diyebiliriz. Çünkü satın alınan ürünün kutusunu katlayıp yeni bir eşya yapmaya kalktığınızda renkli ya da desenli sürpriz yüzeylerle karşılaşıyorsunuz.
Aşağıdaki videoyu izleyerek sürpriz dolu ambalaj kutularının nasıl yepyeni eşyalara dönüştüğünü detaylarıyla görebilirsiniz:
DIY Living (Case Study Video) from Reel Loco on Vimeo.
Peki siz kendi işinizde bu ya da buna benzer bir fikri hayata geçirmeyi düşünür müsünüz?
Zaten bu tip bir fikri uygulamaya geçirdim diyorsanız da lütfen paylaşın!
Teknolojinin kirli ve tehlikeli yüzü
Piyasadaki rekabet, maliyet ve kar hesapları teknolojiyi nasıl daha tehlikeli hale getiriyor?

Bu makaleyi dizüstü bilgisayarımda yazdım. Siz de dizüstü, masaüstü ya da tablet bilgisayarınızdan, belki de akıllı telefonunuzdan okuyorsunuz. Cihazının içinde ne olduğu sorusuna ise muhtemelen; hard disk, RAM ya da işlemci gibi yanıtlar vereceksiniz. Büyük olasılıkla çok azınız; arsenik, kurşun ya da civadan söz edecektir. Oysa cihazlarımız, çevreye ve sağlığa zararlı bu element ve element bileşimleri ile inşa edilmiştir.
Dolayısıyla teknoloji aşıkları olarak hepimizi ikilemde bırakacak ciddi bir sorunla uzun zamandır karşı karşıyayız. En hızlı ve hafif laptop, en yüksek performanslı akıllı telefon, en büyük HDTV ve en profesyonel ses sistemi bizim olmalı. Ancak bunların içindeki toksinleri de istiyor muyuz?
Akıllı telefonlarımızın, bilgisayarlarımızın ve HDTV’lerimizin bedeli, etiketteki fiyattan çok daha yüksek. İçerdikleri elementlerin madenden çıkarılması, cihazın üretilmesi ve yok edilmesi süreçlerinde hava ve su ciddi boyutlarda kirleniyor. Böylece zehrin bir bölümü bize geri dönüyor.

Kullanırken de zehirleniyoruz
Kurbanların yalnızca cihazı üreten ya da yok eden işçiler olduğunu zannediyorsanız yanılıyorsunuz. Bazı zehirli bileşimler, cihazı kullanırken ya da cihaz bir hasara uğradığında dışarıya süzülüyor. Örneğin kırık bir monitör ya da LCD HDTV, kullanıcıyı civa sızıntısına maruz bırakabilir.
En büyük tehlikeler, ürünün yaşam döngüsündeki şu 3 noktada meydana geliyor:
1-Madenden çıkarma: Madencilik zaten yeryüzüne zarar veren, havayı ve suyu zehirleyen bir süreçtir. Çevreye ciddi zararlar vermeden mineralleri yerden sökme imkanı yoktur. Olsaydı bile pahalıya patlayacağından şirketler tercih etmeyecektir.
2-Üretim: Bizler yalnızca cihazı alıp kullanırken, yüksek ısı nedeniyle havaya karışan zehirlerle mücadele etmek zorunda olan insanlar var. Teknoloji fabrikası işçileri arasında kansere ve diğer ölümcül hastalıklara yakalananların oranı oldukça yüksek.
3-Ömrünü tamamlama: Telefonunuzu çöp kutusuna atmak yerine geri dönüşüm için üreticiye geri vermiş olsanız bile zararın tam olarak önüne geçemiyorsunuz. Telefon sökülüp, sağlam parçaları alındıktan sonra, kalan zehirli parçalar korumasız bir çöp yığınına atılıyor.
Avrupa Birliği bu maddelerin pek çoğunu kullanmayı yasakladı ve sıkı denetimler uygulamaya başladı. Elektronik endüstrisinde geri dönüşüm ve yeşil tasarımı destekleyen çalışmalar yapan Electronics TakeBack Coalition’dan Barbara Kyle, yasaklanan maddeleri kullanmayı bırakan şirketlerin, bunların yerine ne kullandığının tam olarak bilinmediğine, zaten yenilerinin eskilerine oranla daha iyi olmadığına işaret ediyor.
Peki ama biz kullanıcı olarak ne yapabiliriz?
1-Öncelikle yeni bir cihaz alırken bütçenizden daha fazlasını hesaba katın. Örneğin kendinize, elinizdeki telefonla daha uzun süre idare edip edemeyeceğinizi sorun. Her iki yılda bir telefon almak yerine üç yılda bir satın alırsanız, atık oranını azaltmaya ciddi bir katkı sağlarsınız. Elbette telefonunuzun durumuna göre 3 yılı da aşmanız harika olur.
2-Yeni bir telefon almak yerine önce telefonunuzdaki küçük arızaları www.ifixit.com benzeri platformlar ve forumlar aracılığıyla kendiniz gidermeyi deneyin. Bunun yerine size en yakın teknik servise de başvurabilirsiniz.
3-Hangi telefonu satın alacağınızla ilgili araştırma yaparken, üreticinin çevreye karşı tutumunu da kontrol edin. Örneğin HealthyStuff.org ve EPEAT Registry Search’te ürünlerin toksik seviyelerini ve Guide to Greener Electronics’te (Greenpeace) şirketlerin genel çevresel duyarlılık seviyelerini listelenmiş olarak bulabilirsiniz.

Bu arada Greenpeace’in en güncel listesine göre 2012′de; Hintli enerji danışmanlık şirketi Wipro “en yeşil teknoloji şirketi” olarak bir numaradaki yerini alırken, onu HP, Nokia, Acer ve DELL takip etmiş. Listenin diğer ucundaki en duyarsız markalar ise; RIM, Toshiba ve Sharp olmuş.
Şirketlerin “onarımı zor cihaz üretme” eğilimine dikkat!
Artık, cihazlarımızı onarmak yerine yenisini alır olduk. Gittikçe büyüyen bir “elektronik israf kültürü” ile karşı karşıyayız. Bunda üreticilerin de payı büyük. Kısa zamanda yeni bir ürün almamız şirketler için karlı olabilir. Peki ya bizim bütçemiz? Peki ya gezegen?
Electronics TakeBack Coalition’dan Barbara Kyle’a göre şirketlerin, daha çok satış için izlediği şu taktikler de durumu kötüleştiriyor:
1-Daha küçük ve daha ince olsun derken cihazlar, yenilenmesi zor parçalarla üretilmeye başlandı.
Örneğin, artık pek çok akıllı telefondaki dokunmatik ekran ve ultra ince dizüstü bilgisayarların bataryası yapıştırılarak cihazın içinde sabitleniyor. Oysa şimdiye kadar, tüketicinin bir akıllı telefonda en çok değişim yaptırdığı parçalar bunlardı!
Apple, Retina MacBook Pro’nun boyutlarını küçük tutabilmek için lityum polimer bataryayı aliminyum kasaya direkt olarak yapıştırmış. Bu tasarım, onarımı imkansız hale getirirken, batarya değişiminin de diğer MacBook’lara oranla %54 daha pahalı olmasına neden oluyor. Sahiplerinin psikolojisini siz düşünün.
2-Ürünlerin garanti süresinin kısa oluşu da tüketiciyi, cihazını onarmak yerine çöpe atmaya itiyor.
Özetle bize düşen, bilinçli tüketici olmayı içselleştirebilmek.
Siz ne dersiniz? Sizce teknoloji şirketlerinin, sağlığımız ve çevre konusunda daha duyarlı olmasını sağlamak için bir şansımız var mı? Yoksa, “bu konuda karamsarım ve hiçbir şey yapmayacağım” mı diyorsunuz?
Bu yazım, 25.01.2013 tarihinde PC Labs’de yayınlanmıştır.
http://www.pclabs.com.tr/2013/01/25/teknolojinin-kirli-ve-tehlikeli-yuzu/
Görme engelli insanlar Instagram’ı nasıl kullanıyor
Görme engelli Tommy Edison, videoda Instagram’ı nasıl kullandığını adeta neşe saçan bir uslupla anlatıyor.
Edison, öncelikle iPhone’u nasıl kullandığına ve renklerin ona ne ifade ettiğine değiniyor. Fotoğraflarını etiketlemeyi dahi ihmal etmiyor!
Belirtmekte fayda var, kendisi doğuştan görme engelli ve çektiği fotoğraflar -en az- engelli olmayan insanlar kadar etkileyici! Yukarıdaki fotoğrafı çektiklerinden bir örnek. Daha fazlasını görmek üzere onun Instagram akışını ziyaret etmek için tıklayın.
Bu yazım, 05.01.2013 tarihinde PC Labs’de yayınlanmıştır.
http://www.pclabs.com.tr/2013/01/05/gorme-engelli-insanlar-instagrami-nasil-kullaniyor/
GPS’ten çok daha güçlü yeni bir konumlandırma teknolojisi geliyor
GPS’ten 1 milyon kat daha güçlü radyo sinyalleri yansıtabilen Locata, ABD ordusu tarafından da test edilecek.
GPS’i hepimiz kanıksadık. Ancak her zaman mükemmel olmadığı da bir gerçek. Peki ya gökyüzündeki bu askeri uydulardan daha iyisini yapabilecek bir teknoloji varsa? Açıkçası, bir araştırma ekibi, uzun zamandır böyle bir teknoloji üzerinde çalışıyordu ve bu çalışmanın sonunda yeni bir konumlandırma sistemi olan Locata ortaya çıktı.
Locata uydular yerine, yeryüzündeki ekipmanlarla çalışıyor. Bu ekipmanlar yeryüzündeki bir bölgeye, GPS’ten bir milyon kat daha güçlü radyo sinyalleri yansıtabiliyor. Sistem, dış mekanların yanı sıra iç mekanlarda da çalışıyor. Araştırma ekibinin iddiasına göre alıcılar, sıradan bir cep telefonunun içine girebilecek kadar küçültülebiliyor. GPS teknolojisinin mucidi olan ABD ordusu dahi, Locata ile geniş çaplı bir test sürecine başlamak üzere geçtiğimiz ay sözleşme imzaladı.
GPS’in özellikle iç mekanlarda ve büyük şehirlerde sorun çıkardığı, beton yapılar yüzünden sinyallerin kesintiye uğradığı belirtiliyor.
Yine de Locata’nın yeni doğmuş bir teknoloji olarak biraz zamana ihtiyacı var. GPS yerine kullanılabilir ya da GPS ile birlikte çalışan ve her iki teknolojinin de avantajlarını bir araya getiren hibrit bir sistem ortaya çıkmasını sağlayabilir. Bekleyip göreceğiz.
Bu yazım, 04.01.2013 tarihinde PC Labs’de yayınlanmıştır.










